Hamnet romanı, Maggie O. Farrel tarafından gerçek bir hikaye olan Shakespeare’in oğlu Hamnet’in ölümünden yola çıkılarak yazılmıştır. Hamnet’in ölümü; hem annesi Agnes’i, hem de babası Shakespeare’i yıkmıştır. Hamnet’in ölümüyle bize acıyla başa çıkmanın iki yönünü resmeden yazar, adeta bizlere Hamnet sanki bizim çocuğumuzmuş gibi hissettiriyor. Bu makalemizde Hamnet romanını inceleyeceğiz.
Hamnet Karakteri
Hamnet romanda uzun uzun konuşan bir karakter değildir. Aksine Hamnet, duyguları ve düşünceleri roman boyunca Hamnet üzerinden değil, başkaları üzerinden anlatılan bir karakterdir. Hamnet, romanda kendi fikirleri ve diyalogları üzerinden tanıtılmak yerine Hamnet’in yazarı tarafından başına gelen olaylar vasıtasıyla bizlere anlatılmıştır. Bu sebeple Hamnet, romanda görece pasif kalan fakat yer yer de etkin rolde gördüğümüz bir karakterdir. Hamnet karakterinin başkaları üzerinden kurulması, Hamnet’in anlaşılmasını çoğu okuyucu tarafından zorlaştırmış ve Hamnet’i anlaşılması zor bir karaktere dönüştürmüştür. Hamnet’in kendini açıklamayan karakteri, Hamnet’i adeta kapalı bir kutuya dönüştürür roman boyunca. Kendini açık diyaloglarla ifade etmeyen Hamnet, bizlere diğer roman karakterleri gibi kendini, “Hamnet’i”, anlatmak yerine suskun kalmayı tercih etmiştir. Ne var ki Hamnet’in bu suskun karakteri, belki de yaşanacak trajedi öncesinde okurun Hamnet’in masumiyetini idrak etmesine epey katkı sağlamaktadır. Zira ağzı var dili yok olan bir çocuk, Hamnet, tüm okurlara masum gelmiştir.
Hamnet’in ailesinde derin bir yakınlığı olduğunu hissettiğimiz annesi (Agnes), bizlere Hamnet’in duygusal yönünü gösterir. Hamnet’in annesiyle kurduğu bağ, biz okurlara yazar tarafından Hamnet’in duygusal ve masum yönünü bir kez daha hatırlatmış ve Hamnet trajedisini daha da trajik bir hale getirmiştir. Aynı zamanda Hamnet’in Agnes’le ilişkisi, bizlere Hamnet’in içe kapanık ancak çevresine kayıtsız olmayan karakterini gösterir. Her şeyden öte Hamnet’in annesiyle olan ilişkisi, bizlere en çok da Hamnet’in o çocuksuluğunu ve aslında bir çocuk olduğunu hatırlatır. Bu sayede Hamnet, masumiyetini okuyucunun gözünde annesiyle ilişkisi üzerinden sürekli canlı tutar. Hamnet romanında ana karakter Hamnet’in masumiyeti, çocuksuluğu ve saflığı kitabın vuruculuğunda kritik bir rol oynuyor. Öyle ki eğer Hamnet bir çocuk olmasaydı, veya kitabın yazarı Hamnet’in masumiyetini bizlere bu denli yansıtmasaydı, trajedinin vuruculuğu bu denli olmayacaktı. Kısaca Hamnet’teki o masumiyet ve Hamnet’in annesiyle olan ilişkisi yoluyla bunun okura yansıtılması kitabın trajik öyküsü açısından çok kritiktir.

Hamnet romanında bir kırılma anı olan Hamnet’in ölümü, adeta Hamnet’in o çocuksu ve masum doğasıyla çelişerek okurlarını üzüntüye boğmuştur. Öyle ki Hamnet ölümünde bile bu masumiyetini bırakmamış ve Hamnet ikizini kurtarmak için ona kendi canından üflemiştir. İkizinin nefesinden ölümcül hastalığı alan Hamnet, ikizi Judith’e sağlıklı nefesinden üfleyerek ona yeniden hayat vermiştir. Bir başka deyişle Hamnet, ikizi için kendi canından vazgeçmiştir. Hamnet’in bu fedakar davranışı roman boyu işlenen o Hamnet’in masum yönüyle birebir uyuşmakta, bu vesileyle çarpıcı bir anlatı oluşturmaktadır. Hamnet’in böylesi saf ve narin vücudu şimdi ikizine üflediği candan yoksun kalmış ve Hamnet’in ikizi yeniden hayata tutunurken Hamnet, hayata gözlerini yummuştur. Hamnet’in ölümüdeki bir diğer çarpıcı noktaysa zamansızlığıdır. Hamnet’in ölümü öylesine ani olmuştur ki; ne aile, ne de Hamnet bu trajik ayrılığı bir şoktan öte idrak edememiştir. Özetle Hamnet’in masum ve çocuksu yönüyle kontrast oluşturan ani ve çocuksu ölümü, Hamnet romanını acıklı bir şiir gibi vurucu yapan asıl faktörlerden biri olmuştur.
Hamnet ve İkizi Judith
Hamnet’in ikizi Judith ve Hamnet arasındaki sezgi düzeyindeki bağ, yalnızca onların akrabalık düzeyiyle açıklanamaz. Hamnet’in gözünü kırpmadan Judith için kendini feda etmesi, elma sahnesinde Hamnet ve ikizinin senkronize bir şekilde elma yemeleri ve diğer birçok örnek Hamnet ve Hamnet’in ikizi Judith’in ikiz olmaktan öte bir bağla birbirlerine bağlı oldukları açıktır. Hamnet’in Judith hastalandığındaki üzüntüsü, Hamnet’in doğuştan gelen o empati yeteneğine dikkat çekerken bir kez daha Hamnet’in ikiziyle olan özel bağını bizlere göstermektedir. Hamnet, aynı zamanda kardeşiyle kurduğu bağ yoluyla bizlere ne kadar hassas ve ince birisi olduğunu göstermektedir. Zira Hamnet, ölüm döşeğindeyken ikizi için adeta canını ona vermiştir. Sırf bu olaydan bile Hamnet’in ikizi Judith ile olan ilişkisinde ne kadar düşünceli ve nahif olduğunu anlayabiliriz. Bütün bu anlattıklarımızla Hamnet, bizlere Judith ile yalnızca bedenen ikiz olmaktan çok ruhen de ikiz olduklarını göstermiştir.
Acıyla Başa Çıkmanın İki Ucu
Hamnet’in ölümüyle Hamnet’in babası Shakespeare ve annesi Agnes’in acıyla başa çıkma yöntemleri arasındaki bariz fark, Hamnet romanında işlenen diğer temalardan biridir. Hamnet’in ölümüyle annesi Agnes, Hamnet’e dair anıları ve yaşadığı acıyı bastırmadan onu dibine kadar yaşar. Bir zamanlar Hamnet ile beraber yaşadığı o evde artık Hamnet olmasa da Agnes, Hamnet’in anısına sahip çıkarak onu kalbinde yaşatmıştır. Bu yönden Shakespeare’in Hamnet’in ölümünün acısıyla başa çıkma yöntemiyle açıkça zıtlaştığını görüyoruz. Aynı zamanda Hamnet’in ölümüyle fiziksel olarak da çöken Agnes, Hamnet’in ölümüyle kedere boğulan ruhunun yanında bedensel olarak da rahatsızlanmaya başlamıştır. Oğlunun ölümünün yasıyla adeta özdeşleşen Agnes, bir an için bile Hamnet’in ölümünü unutmaz ve ondan kaçmaz. Aksine Agnes, Hamnet’in ölümünü her daim hatırlayarak Hamnet’i ve acısını kalbinde yaşatmayı tercih eder. Hamnet’in ölümüne verdiği reaksiyon yönüyle Agnes’in (Anne Hathaway) acısını ondan kaçarak değil aksine onun üstüne giderek yaşayan ve acısını bastırmayan birisi olduğunu söyleyebiliriz.

Hamnet’in ölümü konusunda Agnes’in tam aksi davranan babası Shakespeare ise Hamnet’in acısına dayanamayıp kendini işine vermiştir. Hamnet’in babası acısını onunla doğrudan yüzleşmek yerine farklı gereçlerle ondan kaçarak yaşamış, bu sayede arasına mesafe koyduğu acısı ve anılarıyla Hamnet’in trajedisinden uzaklaşmıştır. Hamnet’in ölümünün ardından Londra’ya gidip kendini işine veren Hamnet’in babası Shakespeare, acısını yaşatarak değil bastırarak ve sönümleyerek dindirme yoluna gitmişti. Hamnet’in acısını içindeki karanlık kuytulara atıp bastıran Shakespeare, bu yönüyle Hamnet’in annesi Agnes’ten 180 derece farklı bir tutum sergilemiştir. Elbette Hamnet’ini kaybetmek her baba için yürek burkan bir acıdır. Bu yüzden Hamnet’in babası Shakespeare’in de bu acıyı tamamen sönümleyemediğini, aksine aslında büyütüp nihayetinde “Hamlet” (Hamnet değil) ismindeki tiyatro oyunuyla dışa vurduğunu söylemeliyiz. Zira böylesi bir acı, Shakespeare’in Hamnet’ini kaybetmesi, kolay kolay her babanın atlatabileceği bir durum değil. Hele ki Hamnet’in o masumane ve çocuksu yönlerini dikkate aldığımızda ani ölümüyle gelen bu trajediyi kimilerinin akıl sağlığıyla değiş tokuş edeceği bizce açıktır.
Özet ve Sonuç
Şimdi de Hamnet’ini kaybeden bu anne ve babanın temel çatışmalarına değinelim. Hamnet’in babası Shakespeare’in gidişini bir terk ediş ve kaçış olarak yorumlayan Hamnet’in annesi Agnes, bu konuda kocasını suçlar. Çünkü o, kocasının Hamnet’i ve onun hatırasını terk ederek onları yalnız bıraktığını düşünmektedir. Hamnet’in babası Shakespeare ise kasabaya dönüp karısıyla kalacak olursa içinin nasıl parça parça olacağını biliyor, birlikte Hamnet’in acısının dinmek bir yana dursun katlanarak artacağını düşünüyordu. İşte bu gibi sebeplerden Hamnet’in anne babası da Hamnet’in ölümüyle birbirlerine cephe almışlardı. Şurası açık ki, Hamnet’in ölümünden ötürü hem annesi hem de babası acı duyuyordu. Ancak Hamnet’in acısını birisi bastırarak atlatmaya çalışırken ötekisi Hamnet’in acısını ısrarla yaşatıyor ve asla unutmaya pay vermiyordu. Özetle Hamnet’in babası Shakespeare’in acısını derinlerine gömüp saklayarak, annesi Agnes’inse kaybını sürekli canlı tutarak acısını unutmayarak yaşadığını söyleyebiliriz.
Hamnet romanı, özetle oğullarını trajik bir biçimde aniden kaybeden bir aileyi resmeder. Hamnet’in masum ve çocuksu karakteriyle ani ölümünün oluşturduğu kontrast ve Hamnet’in acısıyla başa çıkmaya çalışan ebeveynlerinin takındığı farklı tutumlar romanın ana temalarını oluşturuyor. Hamnet, bizlere aslında yas tutmanın ve acıyı yaşamanın tek bir yolu olmadığını göstermektedir. Bunun yanında Hamnet, yas tutmanın ve acıyı geçirmenin “doğru” kabul edilebilecek nesnel bir yola indirgenemeyeceğini de bizlere göstererek Hamnet’in ana-babasını savına dayanak yapar. Herkesin acısını yaşamada kendi yolunu tuttuğunu gösteren roman, bizlere hayatın aniden bizlere hazırlayabileceği trajedilerini de hatırlatarak gerçeklerle yüzleşmemizi sağlıyor. Ayrıca Hamnet, yalnızca oğullarını kaybeden bir ailenin öyküsü olmaktan çok aynı zamanda masum bir çocuğun kardeşi için kendini feda etmesinin de hikayesidir. Özetle Hamnet, hayatın farklı yönlerini bizlere gösteren bir trajediden ibarettir.