Aylak Adam romanı, Yusuf Atılgan tarafından 1959 yılında yayımlanmıştır. Atılgan, Aylak Adam romanını modern insanın yalnızlığına ışık tutması adına “aylak adamın” gözünden yazmıştır. Aylak Adam eseriyle insanın doyumsuzluğuna ve aradığını bulamamasına dikkat çeken Atılgan, Aylak Adam romanında okurlarına yalnızlık ve yabancılaşma üzerinden günümüz toplumunu yansıtmıştır. Bu makalemizde Aylak Adam kitabını detaylarıyla inceleyeceğiz.

Aylak Adam Ne Anlatıyor?

Aylak Adam, özünde modern insanın yabancılaşmasını anlatır. Romandaki Aylak Adam (C.), topluma, insanlara, kurumlara ve hatta kendine dahi yabancıdır. Aylak Adam romanında işlenen bu yabancılaşma teması, Aylak Adam’ın günümüzde bu kadar ön plana çıkmasında da ana etken olmuştur. Zira günümüz insanı da Aylak Adam gibi hem kendine hem de topluma gitgide yabancılaşmaktadır. Böyle bir toplumda Aylak Adam, birçok insanın kendini bu romanda bulmasını ve aslında pek çoğunun da birer “Aylak Adam” olduklarını fark etmelerini sağlamıştır. Aylak Adam, insanların bu denli topluma yabancılaştıkları bir çağda tabiri caizse aylak adamlara hitap etmektedir. Aylak Adam’la toplumdaki izolasyon ve bireyselliğe dikkat çeken Atılgan, Aylak Adam’ın kendine değil sürekli dışa yönelişiyle insanların, veya aylak adamların, temel yanlışını bizlere göstermiştir. Özetle aylak adamlar, iç huzurlarını kendilerinde değil başkalarında arayanlardır. Bu aylak adamlar, kendilerini olduğu gibi kabullenmek yerine başkalarıyla kıyaslamakta, böylece aylak adamlara dönüşmektedirler.

Atılgan’ın Aylak Adam’da değindiği bir diğer konu da toplumsal normlardır. Aylak Adam’ın “eli paketliler” olarak bahsettiği çoğunluk insanları, Aylak Adam’ın aksine toplumsal normlara bağımlı yaşamaktadır. Aylak Adam’ın tiksindiği bu insan grubu, iş ve evlilik gibi düzenli hayatlara sığınmaktadır. Oysa Aylak Adam, bu gibi toplumsal normları reddederek kendisine başka bir hayat kurmuştur. Aylak Adam’ın yaşamında toplumsal normlardan eser olmamakla birlikte aynı zamanda Aylak Adam, bu toplumsal normlara radikal bir biçimde karşı durmaktadır. Zira Aylak Adam’a göre bu kalıplar insan ürünüdürler. Bir başka deyişle Aylak Adam, normları yapay ve insanlara zorla dayatılan prangalar olarak görmektedir. Bu gibi normlardan sıyrılan Aylak Adam, doğal olarak toplumdan soyutlanmış ve Aylak Adam’a dönüşmüştür. Aylak Adam’ın soyutlanmış bu hayatında iş, evlilik ve düzenli hayat gibi normal kalıplar yoktur. Aylak Adam’ın hayatında Aylak Adam’ın kuralları geçmektedir başka bir deyişle.

Aylak Adam’ın öne çıkan özelliklerinden birisi de çalışmamasıdır. Ancak Aylak Adam’ın çalışmaması Aylak Adam romanında bir tembellikten ileri gelecek şekilde resmedilmemektedir. Aksine Aylak Adam’ın babasından kalan mirasıyla geçim derdinin olmayışını da hesaba katarsak Aylak Adam’ın çalışmamasını tembellikten çok sistemin reddedilişine yorabiliriz. Öyle ki Aylak Adam, roman boyunca tembel birinden ziyade yalnızca arayıştaki birine benzemektedir. Aylak Adam’ın bir işe girip çalışmaması, tabii ki maddi bir güçlük çekmemesinden de ileri gelse de, Aylak Adam’ın sistem karşıtı duruşunu simgeleyen bir diğer unsurdur. Çalışmayarak çürümüş düzeni protesto eden Aylak Adam, içinde bulunduğu sistemi reddederek “Aylak Adam duruşunu” ortaya koymuştur. Ayrıca Aylak Adam’ın çalışmaması, içinde yaşadığı bu düzenden bıkmış vaziyette sisteme başkaldırışının bir diğer tezahürü olarak da görülebilir.

Ünlü Edebiyatçı Yusuf Atılgan
Yusuf Atılgan

Aylak Adam’ın tahmin edilebileceği üzere kaçınılmaz sonu da yalnızlığı olmuştur. Roman boyu aradığı şeylerle çırpınıp duran Aylak Adam, aradıklarını bulamamıştır. Aylak Adam, hem aradıklarını bulamaması, hem de sistem karşıtlığı nedeniyle insanlardan ve toplumdan soyutlanarak yalnız bir Aylak Adam’a dönüşmüştür. Aylak Adam’ın roman boyu aradığı o şey; Aylak Adam’a göre hep dış dünyada aranması gereken bir heyecandı, oysaki Aylak Adam’ın başından beri eksikliğini çektiği şey kendi içsel boşluğuydu. Aylak Adam’ın hayatı bir karmaşadan ibaret olup başından sonuna dek yalnızca arayışlarla geçmiş, bunun bir sonucu olarak da Aylak Adam; ne aradığını bulabilmiş, ne de topluma karışabilmişitr. Aylak Adam’ın hem içe yönelmeyişi, hem de dışarıda aradıklarını bulamaması Aylak Adam’ı günün sonunda hem diğer insanlardan, hem de kendinden etmiştir. Özetle bütün bu arayışın arasında Aylak Adam, kendisini de iç huzurunu da kaybetmiştir.

Aylak Adam ve Modern İnsan

Aylak Adam’ın okurlarına derinden hissettirdiği varoluşsal boşluk, 20. Yüzyıl insanında vücut bulmuş ve Aylak Adam’da en iyi işlenmiş olgulardan biridir. 1950’li yıllarda Turgut Uyar’ın da şiirlerinde işlediği varoluşsal boşluk, Aylak Adam romanında hayatın anlamına yönelik sorgulamalar ve toplumdan uzaklaşma olarak karşımıza çıkar. Toplumun bu sahte gerçekliği; Aylak Adam’ı hem toplumdan uzaklaştırmıştır, hem de Aylak Adam’ın üzerine büyütüldüğü değerlerden uzaklaşmasıyla hayatında bir boşluğa düşürmüştür onu. Aylak Adam’ın içinde dolmak bilmeyen bir boşluk vardır. Aylak Adam’ın içindeki bu boşluk; Aylak Adam’ı yiyip bitirmekte, Aylak Adam ne yaparsa yapsın bir türlü dolmamaktadır. Aylak Adam’ın roman boyunca oradan oraya farklı kadınlarla ilişkiye girmesindeki temel motivasyon da bizce bu varoluşsal boşluktur. Aylak Adam, her ne kadar içindeki boşluğu doldurmak için roman boyu çaba sarfetse de, Aylak Adam’ın içindeki boşluk dolmayacak türdendir. Zira Aylak Adam’ın varoluşçu krizi, onun çocukluğundan Aylak Adam’a mirastır ve kolay kolay atlatılacak türden değildir. Yaşadığı çağ ile de birleşince Aylak Adam, tam bir varoluşçu olmuştur.

Aylak Adam’ın mustarip olduğu bir diğer durumsa İstanbul kalabalığındaki yalnızıdır. 20. Yüzyıl yalnızları gibi Aylak Adam da kalabalık ve betonarme kentlerin içinde bir başına, Aylak Adam olarak sessizce dolaşmaktadır. 20. Yüzyılda ayyuka çıkan bu kalabalık içindeki yalnızlık fikri Aylak Adam romanında da başarıyla işlenmiş, bu fikir Aylak Adam’ın ana temalarından biri haline gelmiştir. Aylak Adam’ın insanların içinde olup kimseyle beraber olmaması, Aylak Adam’ın toplumdan soyutlanışına dair en net göstergedir. Atılgan, Aylak Adam’ı İstanbul kalabalığında bir başına bırakarak Aylak Adam’ın yalnızlığını yüzümüze yüzümüze vurmuş, 20. Yüzyıl yalnızları arasına Aylak Adam’ı da katmıştır. Aylak Adam’ın kalabalık yalnızlığını günümüzün aylak adamları da deneyimlemekte oluşu, kitabın güncel olarak da revaçta olmasının baş sebeplerinden biridir. Özetle kalabalık bir yalnızlık fikri, Aylak Adam’ı zamansız kılan temalarndan biri olmuştur.

Yalnız Başına Bankta Oturan Adam
Modern İnsanın Yalnızlığı

Aylak Adam romanında 20. Yüzyıl insanının kendini bulduğu bir diğer kavramsa birey-toplum çatışmasıdır. Aylak Adam’ın toplumla arasında yaşadığı çatışma; Aylak Adam’ı toplumdan soyutlanmaya itmiş ve onu yalnızlaştırmış, ayrıca Aylak Adam’ı daha melankolik ve içedönük birisi olmaya itmiştir. Aylak Adam romanının en iyi işlediği olgulardan biri olan birey-toplum çatışması, 20. Yüzyıl insanında da tıpkı Aylak Adam gibi tezahür eder. Bu yüzyılda varoluşçuluk ve bireyselciliğin yükselişiyle de Aylak Adam, hem döneminin hem de günümüzün sorunlarına ışık tutmuştur. Aylak Adam’a göre toplum, kendi yarattıkları normlara hapsolmuş insanlardan oluşan bir “aylaklar ordusu”dur. Bu gibi sebeplerden Aylak Adam, çareyi kendini toplumdan uzaklaştırmakta bulmuş ve bizlere Aylak Adam karakterini sunmuştur. Aylak Adam toplumun ona uyum sağlaması gerektiğine dair telkinlerine kulak asmaz, Aylak Adam gibi davranır. Zira söylediğimiz gibi Aylak Adam romanında kahramanımız C., toplumun çoğunluğunu “eli paketliler”, yani bileklerine toplumsal normlardan prangalar geçirmiş kimseler olarak tanımlar.

C. Aslında Neyi Arıyor?

Aylak Adam romanında Atılgan, ayrıca ilişkide heyecan arayışından da bahseder. Romanda Aylak Adam normal ilişkilerden sıkılmış, farklı şeylerin arayışındadır. Aylak adam yüzeysel ilişkilerden hoşlanmamakta, sahici ve heyecan verici bağlara önem vermektedir. Aylak Adam’ın roman boyu oradan oraya bir “Aylak Adam” gibi dolaşması da bundan ileri gelmektedir. Çünkü Aylak Adam durmadan ona heyecan verecek o kadını aramakta, bunu yaparken de bir aylak adam olduğu için elindekilerin kıymetini bilmemektedir. Örneğin Aylak Adam’ın Güler’i terk etmesi onun nasıl bir aylak adam olduğunu göstermektedir. Aylak Adam tarafından terk edilen Güler, bizlere Aylak Adam’ın aslında yalnızca sahici bir ilişki aramadığını da anlatmaktadır. Çünkü eğer Aylak Adam bunu istiyor olsaydı, Güler’i terk edemezdi. Zira Güler, Aylak Adam’ı sevmekte ve Aylak Adam ile bir gelecek kurmayı istemekteydi. Oysa bunun kıymetini bilemeyen Aylak Adam, heyecan alamadığı için başka ilişkilere yöneldi ve Güler’i terk etti. Buradan da anlayacağımız üzere Aylak Adam sevgi değil, heyecan arıyordu.

Yusuf Atılgan Aylak Adam Kitabı
Yusuf Atılgan-Aylak Adam

Aylak Adam romanında C. aradığı o kadına saplanıp kalmıştır. Halbuki Aylak Adam, aradığı kadın adı altında kendine bir ideal yaratmıştır. Aylak Adam’ın yarattığı bu ideal, Aylak Adam için ulaşılabileceği bir gerçeklikten ziyade ancak hayallerinde vücut bulabilecek bir kavramdır. Zira Aylak Adam nereye giderse gitsin, asla aradığı kadını bulamamaktadır. Bu kadın ki Aylak Adam’ı peşinden koşturmakta, ancak asla ve asla Aylak Adam’ın karşısında çıkmamaktadır. Bu noktada Aylak Adam’ın zihnindeki bu aranan kadın tasarısını yalnızca Aylak Adam’ın bir hüsnükuruntusu olduğunu söylemeliyiz. Çünkü Aylak Adam aslında aradığı o zeki, entelektüel ve çekici kadına değil, bu kadının aynasından Aylak Adam egosuna aşıktır. Şöyle ki Aylak Adam, kendinde olmasını istediği ve beğendiği özelliklerini Aylak Adam’ın aradığı kadına atfetmiş, durmaksızın kendine aşık bir şekilde Aylak Adam’ın hayali ideal kadınını aramaktadır. Bu sebeple de Aylak Adam, egolarının esiri olmuş bir vaziyette yaşam nehrinin orta yerine yığılmış, aradığı o kadını da hiçbir zaman bulamamıştır.

C. ve Babasıyla Geçmişi

Aylak Adam romanında C.’nin baba figürü, baskıcı ve otoriterdir. Babasının bu denli sert ve mesafeli birisi olmasından ötürü Aylak Adam, babasından çocukluğunda yeterli sevgiyi görememiştir. Çocukluğundan itibaren baba şefkatinden mahrum büyüyen Aylak Adam, büyüdüğünde de bu şefkati aramış, bulamadığındaysa insanlara olan güvenini kaybetmiştir. Ayrıca babasını küçüklüğünde evin hizmetçisiyle uygunsuz şekilde basan Aylak Adam, bu cinsel travmasından ötürü de yetişkinliğinde kadınlara karşı tutumunda anormal davranışlar sergilemiştir. Aylak Adam’ın zihninde yoğun bir yer kaplayan bu travma, Aylak Adam’ın peşini ne gençliğinde ne yetişkinliğinde bırakmamış, yaşamı boyunca Aylak Adam’ı oradan oraya sürüklemiştir. Travması yüzünden kadınlardan hem midesi bulanan hem de onlara arzu duyan Aylak Adam, bu sebepten ilişkilerinde hem gitmeli gelmeli hadiselerle karşı karşıya kalmıştır. Aylak Adam’ın travmalarından ileri gelen kadınlara karşı bu tutumu, Aylak Adam’ı ilişkilerinde de tutarsız birine dönüştürerek babasını asla unutamayacağı bir figür haline getirmiştir.

Aylak Adam’ın babası, dış dünyada saygı duyulan biriyken Aylak Adam’ın babasının evdeki karanlık yüzüne şahit olmasının ardından babasının ikiyüzlülüğü Aylak Adam’ı derinden etkilemiştir. Aylak Adam’a bir çocukluk travması daha bırakan babası, böylece Aylak Adam’ın kendisini dış dünyaya benzeterek diğer insanları da kendisi gibi ikiyüzlü olarak düşünmeye itmiştir. Bütün toplumu babası gibi insanlardan ibaret zanneden Aylak Adam, yetişkinliğinde de insanlara güvensiz birine dönüşmüştür bu sebeple. Babasından tiksinen Aylak Adam, hayatında karşılaştığı diğer otoriteleri de babasına benzettiği için onlardan da nefret eder. Aylak Adam’ın sisteme başkaldırısı da aslında buradan gelmektedir. Aylak Adam aslında sisteme veya herhangi bir otoriteye başkaldırırken o şeye karşı durmakta değil, babasına nefretini dışa vurmaktadır. Bu sebeptendir ki Aylak Adam; otorite tanımaz ve başıboş arayışlarıyla yaşamı boyunca dikiş tutturamamış, en nihayetinde aradığı kadını da kaçırarak kendi yalnızlığıyla baş başa kalmıştır.